Aynanın Akisleri

17/12/2006 - ŞU KEÇİBOYNUZU TADINDA Kİ ESKİ OYUN: "KAÇAN KOVALANIR (MI) ?"

Kategori: MIZAH

 

Bazı oyunlar vardır ki oyun yuzayıpta oyun olmaktan çıkıverince, bu durumun size verdiği hissin de keçiboynuzu çiğnemekten pekte farkı kalmaz. Yani bir tutam otu keyifle ne kadar çiğneyebilirsiniz ki.

 

Ben şahsi algımı buradan size projekte ediyor olmayayaım ama, benim damağımda artık bu tarz oyunlar, pasımsı bir tat bırakır oldu. Buradan tutupta gelişkinlik düzeyinden, tecrübeden, durmuş oturmuş ilişkilerin rutin ama güvenilir kıyılarından felan da dem vuracak değilim. Ama ne bileyim, sizce de bir saatten sonra artık ebelemece oynamak, körebe yada saklambaçla gün geçirmek tat vermez olmuyor mu? Bence oluyor ama hala bir çok yetişkinin, en sevdiği oyunlardan biri de hala bu eski versyon tetrisden bile bayık oyun oluyor...

 

Hoş ben yine ne yapıp edip, bu trajikomik oyunu da, olabildiğince ciddiye alarak mantık terazisine oturtup, çarpanlarına ayıracağım :)) Ne yapayım, bazı şeyler benim için ancak böyle ameliyat masasına yatırdığımda ve otopsiye tabi tutulan kadavra muamelesi gördüklerinde anlaşılabilir oluyorlar.

 

O halde: Kaçan; ilişkilerde isteyipte istemiyoruşcasına davranan, kovalayan ise kaçandan daha açık olup bunu ortaya koyan diye tanımlanırsa eğer, ortada sevgi adına bir üstünlük veya fark olmadığı sonucuna da varılamaz mı? Peki soru bu durum da nedir bu yaşanmakta olan ikilem?

 

Bir kadın, bir erkek, arada da bir bağ varsa ve bir de kovalamaca söz konusuysa: Eğer kaçan istemediğinden kaçıyorsa o halde "gelen var mı?” diye de sürekli ardına bakmaz. Baksa da hızını, takip mesafesini, diğerinin ulaşma umudunu yitirmeksizin bu takibin sürekliliğini sağlayabilecek mesafede tutmaz.

 

Ve zaten amaç kaçmak olsa; bu durumda hızla gider ve kovalayan da ardından koşacak daki olsa ne yapar eder bir süre sonra izini kaybettirir. O halde; ortada halen gözle görülür bir “kaçan ve kovalayan” varsa demek ki, durum aslında bir kaçış değil.

 

Eee ne oluyoruz o zaman? Kaçan; kaçış hızını kovalayanın takip hızını göz önüne alarak ayarlama çabasındaysa,
Kaçan; kovalanıp kovalanmadığını, sürekli ardına bakarak kontroldeyse,
Kaçan; kaçtığı halde bunu pekala da umursuyorsa,
Kaçan, kaçış isteğini ve enerjisini kovalayanın kararlılığı ve isteğinden alıyorsa,
Ve kaçan; tüm bunları ince ince planlıyorsa; o halde kaçan aslında diğerinden kaçıyor mu dur dersiniz? Peki buna da hayır dedik...

 

Şimdi : Kovalayan; kovalamaktan vazgeçtiğinde o kaçan, uzaklaştığı yönde artık takip edilmediğini fark ettiğinde de, bunu umursamadan aynı kararlılıkla yoluna devam edip uzaklaşabilecek midir?


Kaçan; kovalayanın bu oyundan vazgeçme niyetini anladığı an, bu oyuna artık bir "dur" demeyecek midir?


Peki şu bizim Kovalayan; kaçanın asıl niyetinin ne olduğunu anladığında, daha ne kadar kovalama arzusunu yitirmeksizin bu oyunu sürdürecektir?

 

Her şey bir yana: Kaçanlar, kaçma sebebinin erişilmek istememek değilde aslında: Ne kadar da çok istendiğini ölçme arzusu, buna duyduğu bağımlılık derecesinde ihtiyaç, çocukluktan kalma yaralı egosunu bu yolla tamir arzusu, özgüveni yeterli olamayşının onda oluşturduğu "gerçekten neden seviliyor olabilirim ki?” sorusuna aradığı cevaplar, yada her şeye rağmen hala isteniyor, tercih ediliyor olduğunu görmeye olan düşkünlük, beğenilme, arzu edilme, tercih edilme, önemsenme, değerli bulunmaya olan bağımlılıkları; olduğunu bir gün anlayabilecek midir?

 

Madem ilişki anlamında ortada bu oyunları oynayacak kadar istek, bu kadar enerjiyi ayırabilecek denli motivasyon var: Bu günün bir ertesi günü, bir yarını olamayabileceği gerçeğini de hatırlayıp hatta bunu göz önüne alarak sevgiyi ertelemek yerine doyasıya ve açık yüreklilikle yaşamak şu kaçanlar ve bunu fark edipte hala kovalayanlar tarafından neden tercih edilmez?

 

Kaçan; artık kovalandığından emin ve bunun sonsuza kadar da sürebileceği hayaliyle oyununu oynarken, arkasına baktığın da kovayanının gün gelipte artık ardından gelinmediğini fark ettiğinde: Bu manasız oyunun hayatında ki yansımalarından hiç mi pişmanlık duymayacaktır?

 

Ya kafasını vuracak duvar bulamadığında o zaman teselliyi yeni bir kurban aramakta mı bulacaltır?

Peki bu oyunun bir sonu olacak mıdır?

Bu kaçan ve ardından giden ikilisi hani olurya gün gelipte: Bu oyunların peşinde amaçla aracı karıştırmış halde yalpalarken aslında treni ufak ufak ama artık tamamen kaçırdığını ferk edebilecek midir?

 

Bunlarla zaman kaybetmek yerine, belki  kısa sürecek hatta biteceği önceden aşikar dahi olsa yaşanması isteneni hayatına almak neden tercih edilmez ?

 

“En güzel aşk zor olanmış” diyorsa da şarkılar; zor olanın gün gelip "usandıran da olabileceği" hiç mi hesaba katılmaz?

 

Okura ince not: Burada ki sorular aslında soru niteliği taşımamakta olup, epey önce yanıtlanmış olan cevapların yer aldığı "deneyim" adlı arşivden siz sevgili okurlarım için derlenmiştir :)) 

 

Sevgi ve ışıkla

Fatoş


Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/12/2006 - AŞK ÜÇGENİ: KISKANÇ BİR KADIN, BİR ADAM VE O HEDONİST VARLIK

Kategori: MIZAH

 

Dün akşam epeydir tanıdığım (yada tanıdığımı sandığım) bir arkadaşımla beraberken bana gözlerinin içi gülerek, bir şeyler anlatmaya başladı. O ana kadar; rengi solgun, omuzları hafifçe çökük canı sıkkın bir hali vardı. Bu duruşunu son zamanlarda yoğunlaşan iş temposuna ve buna eşlik eden ukusuzluğuna, biraz da aramızdaki bir kaç günlük geçici nahoşluğa yormuştum.

 

Hatta belli belirsiz de olsa bu son saydığım duruma , dokundurma yapan cinsten bir kaç kinayeli söz bile sarf etmişliğim oldu bu arada. Halbu ki; o benim için bu halini şahsileştiripte benimle vakit geçirmekten pekte keyif almıyor olmasına yormayacak kadar bildik biriyidi.

 

Yine de dikkatimi çeken bu hailine kendimce yorum getirken itiraf etmeliyim ki; onun haklı sebeplerine inanmaktan çok ( biraz da kasti olarak) kadınlara özel o alınganlığı bu yoruma alet edip tabloya bu gözlükten bakmayı bilinçli olarak tercih ettim.

 

"Berabraber vakit geçirmekten, benim almasını istediğim tadı almıyor olması " varsayımını ortaya atıp, fazlaca da abartmadan, şaka yollu üzerine gitmekten keyifte aldım doğrusu. Biz kadınlar çoğu zaman istek ve beklentilerimizi, fazlasıyla farkında olduğumuzdan bu doğrultuda adım adım plan yapıp, hareket ettiğimizi kendimiz bile fark edemiyebiliyoruz galiba.

 

Neyse ben konuya döneceğim. Yukarıda çizmeye çalıştığım tabloyu gözünüzün önünde canlandırabilirseniz, sizin için de, bu adamın birden bire yüzünde beliren bu aydınlanmaya neden olan kişinin ayırt ediciliği, ortaya çıkacaktır. Bu durum da, belki az sonra anlatacak olduklarımı okuduktan sonra siz de bana hak verirsiniz…

 

Bana söylediği şu oldu: "Dün sabah kahvaltımı bir kediyle yaptm. Kediyle kahvaltımı paylaşmadım, gerçekten bir kediyle beraber kahvaltı ettim."  Ve gülümsedi. İlgimi çekmeyi başarmıştı gerçekten.

 

Kedileri sevdiğini biliyordum. Ama son günlerde içinde bulunduğu ruh halini bir yana bıraktığımızda bile, yeterince keyifsiz günler geçiriyordu. Birde üstüne üstlük, yorgun olan bu adamın birden bire canlanması hem de gözümün önünde sadece bir kediyle yaşadığı “aşk ilişkisi” ni anlatırken adeta tekrar yaşama bağlanışı; Beni hem mutlu etti, hem de şaka bir yana kıskandırdı.

 

Kahvaltıdan önce, yanına sokulan kediyi kucağına alıp, garsonun gelişini beraberce beklemekle başlayan bu yeni  ilişki; ahenkli ve yumşak dokunuşlar eşliğinde, kısa sürede flört havasına bürünmüş. Eee buraya kadarına, pek şaşırdığım söylenemez.

 

Ardından garsonun yanlarına gelişiyle dahi bölünmeyen bu sıcak dokunuşlara, bizim kedinin de kayıtsız kalmadığı, aşikarmış anlaşılan. Bu arada, kendi siparişini vermekle de yetinmeyen bu adam, bir de kedi için kocaman bir dilim peynir ve bir bardakta süt sipariş etmeyi ihmal etmemiş.

 

Durun daha bitmedi. Hikayenin en can alıcı kısmına şimdi geliyoruz: Dilediğinde aldığı hazzı, en az bir kadın kadar alenen belli edebilen ve bunu gösterirken sizi de parelel duygulara sürekleyen bir hayvan söyleyin, dense; ben "kedi" derdim. Ama yine de bu kadarı da fazlaydı doğrusu:

 

O genizden gelen anlamlı mırıltıları yetmezmiş gibi, ön ayaklarını karnına çekerek uzandığı kucağa, aldığı keyif arttıkça iyice gömülen kedimiz, bir yandan zamanla yerini sahiplenir olmuş.

 

Ben bu manzaralara bir kaç kere daha şahit olmuş bir kadın olarak, size garanti edebilirim ki : Bu varlık, onları seyrederken “ben asla kıskanç bir kadın değilim” diyen değme kadını rahatlıkla çileden çıkarır.

 

Bu hayvanlar, karşılıklı devam eden bu flörtiz havanın, git gide ağırlaşmasıyla beraber; gözlerini iyiden iyi kısarak yaşadığı hazzı pervasızca ortaya koyar. Ve sizide durduk yere kıskanç bir kadın haline sokarlar.

 

Eğer kucağında uzandığı adam, sizin için de bir kediden dahi kıskanılacak kadar özelsene, demek istediğimi anlayabildiğinize eminim.

 

İşte bu durumda bir kadının, en büyük rakibi bir kedi olabilir.

Sakın siz o fotoğrafta ki gibi, sinsi sinsi gülmeyin de; isterseniz bir deneyin…

 

Sevgi ve ışıkla

Fatoş

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Söylesem tesiri yok; sussam, gönül razı değil... Yazıyorum ben de:) Sevgi ve ışıkla Ayna

Kategoriler

Arkadaşlarım

hussoloji
enkidu
minerva
selimyerebatan
jazz
fikretsimsek
mavikirmizi
reybah
fahri
astroakademi
sophia
hazanmevsimi
psinava
sukretmiyoruz
ireen
pulci nella :)
kahin1980
gulcinkuju
Kâmuran Esen
eroman
sokakveduvar
carolisolabella
eyferu
sevdasiirleri
makakvi
thelosthighway
incitensevda
beyazatliprens
Compteurs Gratuits