Aynanın Akisleri

16/7/2007 - BİLSEYDİ

Kategori: YAZILARIM

 

Bir kaç olay vardır ki, hemen hemen herbirimizde aynı duyguları tetikler. Örneğin: Unutulmak, gözardı edilmek, önemsenmemek, ilk tercih olmamak; bunlar ekseriyetle hepimize "değersizlik" hissettiririr. Bu his ise, bizi en çok inciten duygudur. İncindiğimizdeyse; kimimiz içine kapanır, kimimiz saldırganlaşır.

Bazılarımızsa; empati kurma gayreti ile olanı ve olma sebebelerini algılamaya çalışır. Peki algıladığımızda ne olur? İncinmişlik hissi kaybolur mu? Artık değersiz hissetmez mi oluruz?

Bence empati kurup, bu duyguları yaşamamıza neden gördüğümüz ve olaya sebebiyet verdiğine kanaat getirdiğimiz kişinin gözünden de değerlendirme yapabildiğimizde: O ana kadar sadece doğumuna tanıklık edip, bu doğanın da bizde can acısına sebebiyet verişinden ötürü ondan neredeyse nefret ederken, bu doğuma gelene değin geçilen süreci kavradığımızda nötrleşiyoruz.

Çünkü artık birini sebeleri ile birlikte anladığınızda (her ne kadar olan biteni ve o kişinin davranış ve tutumlarını onaylamıyorda olsanız) kızmak, kırılmak ve içerlemek mümkün olamıyor. Bu aşamanın ardından; önceleri verdiğiniz duygusal tepkiler örneğin: Kızgınlık anlayışa, hatta bazen de pabuçları içine girdiğimiz kişiye (zamanla gelinen bir aşama ve oldukça zorlayıcı bir sürecin geçilmesinden sonra da olsa) hoşgörü, hatta şevkate dönüşebiliyor. Kanımca, Hz. İsa'nın kendini çarmıha gerenler için dua etmesi gibi: "Tanrım onları affet, ne yaptıklarını bilmiyorlar bilseler yaparlar mıydı..." deyişinde ki yücelik empatinin en üst sınırıdır.

Vurdumduymaz bir tavırla birinin canını yaktığımızda; her ne için olursa olsun yaşanan olayda dikkat edin, şahsi
menfaatlerimiz doğrultusunda hareket ediyoruz. Şahsi menfaatin kollanması var oluşumuzun temel yapı taşı olan "Ben" yada Ego" dediğimiz varlığın korunması adına gereklidir.

Ancak burada da hassas bir denge var. Bu dengeyi tuturabiliyorsak; olan bitene karşı akılsal bir yaklaşım geliştirmek, öncelikle sağduyumuzu devreye almak, soğukkanlılığımızı korumak gerek şarttır. Aksi muhtemelen istenmeyen sonuçlara ve pişmanlıklara dönüşerek, tekrar bizi yaralayacaktır.

Ancak, bu tepkisiz kalmak olarak algılanmamalıdır. Verilecek tepkinin çözüm odaklı ve hem "ben"i korumak hem de karşı tarafı algılayıp onun şartlarını gözardı etmeden uzlaşmayı sağlamak öz saygı gereğidir. Bu da çok kolay değildir ve her durumda mümkün olmayabilir. Ancak söylemek istediğim şu ki: Öncelikle savaş bayrağı açmak yerine, sakin kalıp ortak uyum adına çalışmak için kendimize olaya ve olayın muatabı olan kişiye belli bir mesafeden ve en önemlisi objektif bir gözle bakabilecek duruşu geliştirmek gereklidir.

Algılanmayı beklemek yerine, algılayan olmak üst bir duruştur. Bu üst duruş egonun beslenmesi manasında bir
övünç kaynağı değil; iç huzuru veren bir aşama olarak algılanmalıdır. Anlaşılmayı beklemek, hayal kırıklığına gitmesi muhtemel bir yolculuğa atılan adımken, algılayan olma gayreti; farkındalık, iç huzuru kısacası duygusal özgürlük yolunda atılan çok değerli bir adımdır.

Empati kurarken, bir yandan da olan bitene konu siz bile olsanız aynı yansız tutum ve sevecenlikle yaklaşabildiğimizde en büyük kazancınız ruhsal sağlığınızı korumak ve dolayısıyla da tüm hastalıklarımızın kökeninin aslında ruhsal sebeblerden kaynaklandığını kabul ediyorsanız; bedensel anlamda da hastalıklardan uzak kalma şansına sahip olursunuz.

Daha ne olsun?
Şevkat, beklentisiz ve koşulsuz sevgi hep yüreğinizde sizinle olsun...

 

Sevgi ve ışıkla,
Ayna

Temmuz 16.07

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/7/2007 - BİRİ VAR HAYATIMDA

Kategori: YAZILARIM

 

"Mesafesiz"....
Buydu onun adı, ben koymuştum ona bu adı...
Nedeni sadece onda ki sıcaklığının zamana bağlı olmamasındandı...
Yeri değişmese de kalbide, zaman zaman değişmişti hayatımda ki konumu.

Önce uzak bir tanıdıktı, bir vesileyle merhabamın olduğu...
Günbe gün merhabalarınının yanısıra sesini de özler oldum...

Kimdi o,
Bilmiyorken hala; sıklaşması için bu merhabalarının kendimi dua eder bulduğum?
Sesini soluğunu her şeyden çok özler olduğum?

Sadece bir tek soluk için özlem çektiğiniz oldu mu?
Aşk mıydı bunun adı?
Yoksa sadece tutku mu?
Zaman oldu yoksa dostluk mu? dedim,
Yada hepsinden mi vardı içinde bu duygunun?

Önemli mi?
Belki bir zamanlar...
Şimdi hiç değil...

İsimler şablonlar içindir,
Kalıpların sınırları vardır,
Ve gelişimi engellerler...

Adını koyduğunuzda; etiketi ile anar olursunuz o her neyse,
Böylelikle de, bunun dışında ki bir var oluşa müsade edemessiniz artık her ne kadar istesenizde...

Biri var hayatımda; sevgilim diyebildiğim,
Biri var hayatımda; sırdaşım ve arkadaşım,
Biri var hayatımda sınanmış gerçek dostum,
Biri var hayatımda; her şeyden öte yoldaşım,
Biri var hayatımda; mesafelerle ilintisiz, zamandan bağımsız sınırsız ve sonsuz yakınlık duyduğum...

"Her şeyin bir arada olupta, birbirine karışmadığı; perdesiz, duvarları olmayan, samimi, içten ve beklentisiz bir ilişki mümkün mü?" diye soruyorsanız, içinize su serpilsin diye paylaşıyorum: "Evet"

Bu işin sırrı nerede derseniz?
Onu neden bu denli sevdiğimi ben kendime hiç sormadım...
Fakat o, bana her zaman bir sebeb gösterdi...

Sevgi ve ışıkla,
Ayna


 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Söylesem tesiri yok; sussam, gönül razı değil... Yazıyorum ben de:) Sevgi ve ışıkla Ayna

Kategoriler

Arkadaşlarım

hussoloji
enkidu
minerva
selimyerebatan
jazz
fikretsimsek
mavikirmizi
reybah
fahri
astroakademi
sophia
hazanmevsimi
psinava
sukretmiyoruz
ireen
pulci nella :)
kahin1980
gulcinkuju
Kâmuran Esen
eroman
sokakveduvar
carolisolabella
eyferu
sevdasiirleri
makakvi
thelosthighway
incitensevda
beyazatliprens
Compteurs Gratuits