Tüm yaşanmışlıkları batan günün sonunda arkamızda bırakırız.
Ve böylece, yirmidört sattlik bir döngü daha son bulur.
Ondan sonra ne mi olur?
"Evli evine, köylü köyüne, evi olmayan sıçan deliğine" der ya eskiler, işte o misal; el elde, baş başta kalırız herbirimiz "ben" dediğimiz dostumuzla başbaşa...
İç hesaplaşmaların saatidir geceler...
Gece çıkar evlerinden düşünceler...
Kuşanırlar pelerinlerini ...
Ziyarete gelirler zihinlere...
Bazıları; hüzün çiçekleri getiririr ziyaret ettiklerine..
Eker, sular ve büyütürler onları saatler boyu...
Bazısı içinize serinik veren meltem gibi eserek gelirler...
Kimisi de, umutlar taşır pembe beyaz bulutlar eşiliğinde size...
Umutlar rengarenk hayaller olup yağar sağnak halinde gecenize...
Ama bu gece ki farklı...
Bu gece ertelediğim düşüncelerin ziyaretine açılmamın zamanı...
Açtığım da kapılarımılarımı binlercesi geldiler,
Binlercesi geçip gittiler...
Bazısı kalıp benle büyüdüyse de,
Sadece bir kaçı küçük bir tebessüm olup dudaklarımdan kalbime süzülebildiler...
Kimisiyse üzdü zaman beni,
Kimisiyse yordu...
Ruhu yorulur mu insanın?
Olur mu bu size de?
Öyle dedi...bende ki yorulmuş işte,
Ne ile yordum ben seni? diye sormadım bile..
Fakat bir karar verdim ben bunu işitince; onun bu haline şevkat, sevecenlik ve saygıyla yaklaşmaya
çalışacağım bundan böyle...
Biliyorumdum ki; acımasızlığım benim, sadece kendime...
Kendimeydi, eziyete varan didişmelerim...
Hatta işi sadece kendinle olan herkes gibi, dozajını ayarlayamadığımda kendimeydi tüm o merhametsizliğe varan zorlamalarım...
Hep bendeki banaydı yapıp ettiklerim...
Fark ettiğimi, şimdi artık idrak de ettim...
Nedeni neydi bu didişmelerin ?
Bir nevi kalkan gibiydi, sanırım bu da bir çeşit korunma uğraşı...
Hayata ve hayatın getirdiklerine karşı sağlam bir duruş geliştirme çabası..
Büyükler daha az incinir sanıyorumdum ben galiba...
"Büyürsem artık kırılmam" diyordum bir çocuğun kırıldıklarına...
Yaralanmam diyordum, sevdiklerimin sadaklarından çıkan oklarla...
Yada artık kendimi alıkoyabilirdim böylelikle aşık olduğum adamı da en az oğlumu sevdiğim kadar şevatle sevebilmekten...
"O zaman için acımaz" derdim kendime; elbisesinin etek ucunu parmağına dolayıp dudak bükmüş göz pınarları ıslak o küçük kızı gördüğümde...
Düne kadar "büyümeli artık" diyordum işte bundan kendime...
Soruyordum: Ya büyümek için ne yapmalı?
Katı olmak mı gerekli?
Veya duygu sağırı?
"Yoksa nasıl başa çıkılır; bir kadın bedeninde bir kız çocuğu yüreği taşırken, bilen var mı?"
Bunları sorarken bulduğumda kendimi?
Yine beklenenin tersi oldu işin ilginci...
Belli ki hiçte içime sinmedi bu büyüme uğraşı...
Kabul ettim değişmesi gerekenin bu olmadığını...
İşte böylelikle karar verdim; hayatıma katmaya ertelemekte olduklarımı.
Ne varsa eskiden eskiye dair; dökülüyor şimdi birbir...
Toplaya toplaya arşınladığım yolları; bıraka bıraka terk ediyorum günlerdir...
Zamanıydı, ertelediklerimi hayatıma almanın,
Zamanıydı, göz yumduklarıma gözümü açmanın,
Zamanıydı, yaşamak sandığımın kaçış olduğuna aymanın...
Zamanıydı, savurduklarımı avuçlarımın arasına almanın...
Zamanıydı ilk satıra AYNA yazarak yaşamanın...
Sevgi ve ışıkla
Ayna
07.07.07